Derinlerimde, ulaşılması zor yerlerde çığlıklar eşliğinde yükselen şarkıların mırıltılarını duyabiliyorum. Keşfine çıkmaktan korktuğum derinliğimden arşa yükselen bu sesleri daha iyi dinlemek için karanlığa giriyorum. Karamsarlığın timsali olan karanlıklardan söz etmiyorum. Piyano tuşlarından yükselen sesleri andıran çığlıkları en iyi resmedecek ve anlamamı sağlayacak yerdir, karanlıklar. Sabahın ilk ışığı sokağa dökülmeden ben çoktan ayaklanmış, ellerimi ceplerime yerleştirmiş, sırtıma vuran ayazın o iç ürperten soğuğundan kaçma adına başımı omuzlarımın arasına alarak, titreyen bacaklarıma aldırış etmeden yürüyüşe çıkmıştım. Yolun köşesine varmama az kalmıştı ki bir kedinin acı sesleriyle irkildim. Başka kedilerin akıbetinden kaçma adına devamlı sağa sola koşturuyordu. Diğer kediler yakaladığında sert pençelerine maruz kalarak yere bir avuç tüy bırakıp kaçmaya devam ediyordu. Bizlerde böyleyiz aslından. Bizi kedilerden veya diğer canlılardan ayıran tek özellik hiçbir özelli...