Kayıtlar

Gün geçmiyor ki

Gün bitmiyor ki rezilliğin timsali olan olaylar eksik olmasın gündemden. Yaşanan rezillikleri ve insanı hayattan soğutan olayları bir sonuca ulaştırmaya çalışmaya fırsatımız olmadan başka sorunların meydana çıkmasını kayıtsızca karşılıyoruz. Haliyle, dışarıdan coğrafyamızı ziyarete gelenler insanların güler yüzlü olduklarını,  sıcak ve merhamet besleyici yanlarımızdan söz ederler; amenna insanlık yönünden en vicdanlı toplum olduğumuz bir gerçektir. Fakat içinde bulunduğumuz ve insani yönden değerli gördüğümüz kültürlerimizi, neşemizi, huzurumuzu gün be gün kaybettiğimizden habersizdirler... Eskiden büyük bir resim olan değerlerimiz şimdi taş atılarak çatlamış vaziyettedir. Kırık cam teorisine benzer durumdayız. Dışarıdan kırılmış ve parçalanmış yanlarımıza, yine dışarıda beslenip büyütülen ve Türkiye'nin iç meselelerinde aktör olanlar kırılmış yanlarımıza taş atmaktadırlar. Bir kesimde ellerine taş sıkıştırmaktadırlar. Gün geçmiyor ki Rabbimin gücüne gitmemesi temennisiyle, aptallı...

Kendine dönmen, Yaradan'a bağlılıktır.

  Yoğun duyguların içerisinde adeta tatlı bir huzurun esintiyle ürperiyorum. Duygusal açlık çektiğim günleri göz önüne getirince, ne çok hırpalamışım kendimi diye söylenmeden edemiyorum. Ancak bunun için kızmayı ve yermeyi kendime yasakladım. Kendimi içinde bulunduğum duruma getiren kader merdivenini görmezden gelip, yaşadıklarımın kötü şeyler olduğuna kendimi inandırır ve arkasından sürüklenirsem, bu kez hayatı ıskalamış olurum. Hayat, her canlıya aynı şansı verir. YAŞAMAK. Tabii burada '' yaşama '' kelimesinin altında yatan derin manaları tek bir ilahi güce atfedebiliriz. Fakat benim burada sözünü ettiğim yaşamak, hayatın içinde kendisine yeni bir çehre edinmiş halini anlatmamdır. Bizler, yaşamak için dünyaya gelmedik. Yaşamı değiştirmek için dünyaya geldik. Gün geçmiyor ki soy ağacındaki yaşamın yaprakları en güçlü ve sağlıklı dönemlerinde dallarından kopmasınlar. Her şey değiştiriliyor... Kendimize ulaşamamamın bizlerde oluşturduğu korku ve hüznü, zaman kendi içinde...

Deneyim

Resim
İnsan bir deneyime tabii olduğunda, sessizliğin ağırlığı altında kalır. Bu insan için güzel bir deneyimdir; insan burada güçlü kalmakla birlikte iradenin saf özünü benimsemeye başlar. Benimseme kavramı diye bilinen algı burada tam manasına ulaşır. İnsan, deneyimlerden elde ettikleriyle donanıma sahip olur. Sahip olma duygusu bilindiği gibi bir şeyi elde etmek ya da başarmakla sınırlı değildir. Deneyimin başarı ya da sahiplikle uzaktan yakında alakası yoktur. Deneyimler kayıpların oluşturduğu yıkıntılarla meydana gelir.  Temelin özü olan sağlamlık, kişinin iradesine sarılmasıyla gerçekleşir. Bu da iradenin saf ve öz haliyle bütünleşmesiyle mümkündür. Günümüzde kazanımlara da deneyim denilmektedir. Deneyimlerin sonu, sevgi ya da huzurla iniltili olmamalıdır. Deneyim kavgayla, kaosla ve sarsıntıyla elde edilir.  Biz insan evladı olarak, yaşamımızı bir temel üzerine kurmuş bulunuyoruz. Genel manada herkes aynı olmasa da ağırlık ve çoğunluk olarak o yoldayız; sözünü ettiğimiz temel...

Sessiz ordularım

Elime kalemi alıp ajandayı açıp boş bir sayfaya o kadar çok şeyler yazasım geliyor ki... Kalemi alıp yazmaya başladığımda hep aynı yere nokta darbeleri indiriyorum. Zihnimde haylaz çocuklar koşuşturuyor. Her çocuk, aklımda beslediğim bir kelime, her kelime başka bir kelimeyle yola çıkarak zihnimi ziyaret ediyorlar. Hepsinin anlam deryasına girişlerini gözlerimi kapatarak izliyorum ve içime yolculuk etmelerini sabırsızlıkla bekliyorum. Ruhumun bulutları üzerinde yolculuğa çıkacak kelimeleri, benimle birlikte gözlerini kapatan herkes duyacak hissine kapılıyorum.  Ajandayı bir köşeye, kalemi bir köşeye bırakarak derinlemesine ziyaretimi yoğunlaştırıyorum.  Bir yerlerde yere düşen çocukların acı bağırışları bir tarafta, acı bağırış sergileyen çocuğa gülenler başka çocuklar... Her kelime, bir başka kelimenin hışmına maruz bırakılıyor. Hayır, benim değildir iç alemim böylesine gaddar...  Kelimeler; iyinin ve kötünün dilidir. Ne tarafınız ağırsa oraya hizmet eder... Sanmayın ben...

toplum, gençlerin enerjisine ihtiyaç duyar

Güzelliğine hayran kalınacak yurdumuzun her yerinde insanlık onuruna zarar verecek türlü rezillikler gün yüzüne çıkıyor. Nasıl oluyor, neden oluyor sorularını sormamız gerekirken ve bu olayların üzerlerine giderek, yaşananları en aza indirmek için birlik beraber sergilememiz gerekirken '' aman '' deyip geçiştiriyor ya da görmezden geliyoruz.  bu bizim dönemimiz için kısa vadeli bir kurtuluş yolu gibi görünse de ilerisi için onarılmayacak zararların oluşmasına ve daha da kötülerin gün yüzüne çıkmasına gebe kalmasına imkan sağlanmış olacaktır.  Nedenlerine ulaşmanın bizleri aydınlığa, ışığa götüreceğini bilme gerçekliği önümüzde dururken, gözlerimizi o gerçekliğe değdirmemek için türlü yolları deniyoruz. Aramızda bu gerçekliklere yönelenler illa ki vardır fakat onlar azınlıkta kalacak kadar azlardır. Onları dinlemek, onların söylediklerini teyit edip gerçek olduklarına inanmak, dışarıdaki insanlar için zahmetli hatta külfetli bir durumdur. Bir avuç insanın doğruya ulaşmı...

Zaman ;

Zaman bizlere üzerinde bir şeyler inşa etmemiz için sunulmuş soyut bir gerçekliktir. Zaman, insanlık için bir özdür. Bizler beşer canlılar olarak aciz ve özün farkından kopuk insanlarız. Zaman üzerine düşeni yaparak bizleri muallaktan bırakır. Aslında zamana sunduğumuz vurdumduymaz ve gamsız hallerimiz, zamanı ileri sürelerde başka kalıplara dönüştürmektedir. Zaman sabittir. Bizler genel itibariyle bir şeyleri kabul etmeden önce heykeltıraş zanaatı gösterenler gibi önce yontar sonra da ince dokunuşlarla istediğimizi ortaya çıkartırız.  Zaman, insanı sırtına alarak iyi, kötü, deneyim kazandıracak ya da hüsrana uğratacak tüm yollardan geçirir. Bizler dallarında yollara sarkan yaprak tanelerine işlenmiş '' zaman '' yolcularını karşılarız. Her bir yolcu bizleri yontmakla kalmayıp ince dokunuşlarla bir şekle bürümeye çalışır.  Ne üzücüdür ki insanlar karşılaştıkları '' şeyleri '' bir imkan, uyarıcı ya da mesele olarak görmezler. Zaman, insana dersler sunar. G...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 245

Resim
  Ağaç Ev Sohbetlerimizin bu haftaki konusu  Peliş  arkadaşımızdan gelmiştir. Konu; "Kendi hayatımız üzerinde %100 kontrol sahibi olabilmemiz mümkün müdür?" Bunun için öncelikle zihnimizi tam manasıyla kullanabiliyor olmamız gerekir.  Tabii istisnalar da bulunabilir. Bunlar genel manada duygularla mümkündür. Bir sevginin, bir hüznün, bir sevincin, bir öfkenin meydana getirdiği davranış modelleri bize aittir. Çünkü aklın erişmek istediği yerlerin önünü kestiğimizde davranışlarımız sazı eline alır ve yüzde yüzlük bir performans sergileyebilir. Bunlar kısa süreli anlık patlamalar ya da göz kararması gibidir. Sonrasında ise pişmanlık ayyuka çıkar. İnsan bilinci; davranışların, düşüncelerin ileri safhalarda doğuracağı sorunları önceden kestirebilir fakat bunu kişinin zihninde zuhur ettirmez. Tam kontrolün destekçisi olmazlar ve bir köşeye geçerek kişinin hal ve hareketlerini seyreder.  Bir insanın hayatının yüzde yüzünü kontrol ettiğini varsayım olarak görürsek bu ki...